Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2019

Birmingham'da önemli bir "soru-cevap"...

İşçi Partisi'nin seçim manifestosunu kamuoyu ile paylaşan Jeremy Corbyn'e gazeteciler tarafından sorulan sorulara ve onun vermiş olduğu cevaplara gelmeden önce buraya nasıl geldiğimizi bir hatırlayalım...

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden çıkma girişiminin (Brexit) öncüsü Brexit Partisi (eski adıyla UKIP) olsa da bayrağı taşıyan anaakım parti Muhafazakar Parti (Toriler) idi. Bugüne kadar yaşanan süreci Türkiye'nin AB'ye üye olma çabasına benzetmeden edemiyorum.

10 Kasım 2019

ABD'de Radikal-Sol'un Artçıları...

2020 ABD Başkanlık yarışının Demokratik Parti'deki radikal-sol fikirleriyle gençlerin ilgisini çeken aday adaylarından biri olan Bernie Sanders'ın seçim vaatlerini sizler için derledim.

Bernie Sanders'a desteğini açıklayan, 2018 yılında New York 14.Bölge'den Temsilciler Meclisi üyesi seçilen, Alexandria Ocasio-Cortez şüphesiz birçoklarının sempatisini kazanan ve tabiri caizse tırnaklarıyla kazıyarak kendisine yer edinmiş bir politikacı. Akademik altyapısına baktığımızda 2011 yılında Boston Üniversitesi'nden uluslararası ilişkiler ve iktisat programlarından çift anadal yaparak mezun olduğunu görüyoruz. Doğru bilinen yanlışlardan biri hukuk mezunu olduğunun sanılması olarak karşımıza çıkıyor. Sık sık, başlattığı meclis araştırmalarıyla gündem olan ve son derece hazırlıklı bir biçimde ifadesini almak için çağırdığı "tanıkları" sudan çıkmış balığa çeviren sivri zekası ile büyülemeye daha çok devam edecekmiş gibi görünüyor. Ayrıca Ocasio-Cortez radikal-sol kavramını belli başlı birkaç politika ile tanımlıyor:
  • Herkes İçin Sağlık Sigortası
  • Geçinmeye Yetecek Ücret ve İşçi Hakları
  • Ücretsiz Eğitim
  • %100 Yenilenebilir Enerji
  • Su Hakkı
  • Göçmen Hakkı
  • Wall Street'i (sermayeyi) Sorumlu Tutmak

24 Haziran 2019

31 Mart'tan 23 Haziran'a...

31 Mart'ta 13.729 oy farkına razı olmayanlar 806.456 oy gibi ezici bir fark ile 23 Haziran'da tekrarlanan İBB Başkanlığı seçimini kaybetti. Böylece İstanbul, 25 yıl sonra el değiştirdi. Umarım her şey çok güzel olur, ümitliyim.

*

İBB Başkanı da 9.22 puan farkla Ekrem İmamoğlu oldu. Coşkulu bir seçim gecesi yaşandı. Ülke nüfusunun yarısı İstanbul'da yönetim değişimine ilk kez tanık oldu. İktidarın sonuçlara itiraz etmeyi düşünmeyi bir kenara bırakmak durumunda kalarak kazanan 16 milyon İstanbulluyu tebrik etmesi İstanbul'u kaybetmeyi hazmetmenin de tamamlandığının bir göstergesiydi. Bunun yanı sıra Le Monde, The Guardian, New York Times, Wall Street Journal, Financial Times, BBC, Liberation, DNA, Washington Post vb. sayısız önemli yabancı basın da muhalefetin İstanbul zaferini geçti. Hatta Financial Times sür manşetten verdi.



İBB Twitter hesabının takipçi sayısındaki sonuç sonrası hızlı artış ise dikkatimden kaçmadı: 500 binden 651 bine çıktı bir günde. Kendi Twitter hesabında "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı" ünvanını silmeden seçime giren Ekrem İmamoğlu ise özgüveninin boşuna olmadığının gösterdi. YSK Başkanı'nın basın açıklamasına göre, yarın 15:00'a kadar itiraz süresi devam edecek, itiraz süresi bitiminde İmamoğlu'na mazbatasını teslim edecekler. 

03 Nisan 2019

25 Yıl Sonra Gelen Değişim

Düşük ihtimal dahilinde olan İstanbul ve Ankara’nın 25 yıl sonra el değiştirmesi olasılığı... Gerçekleşti.

28 Mart 2019

Biraz Brexit Süreci, Biraz da SWAP Meselesi

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden çıkma çabasını (Brexit) bizim AB'ye üye olma çabamıza benzetiyorum. Önümüzdeki Haziran'da Brexit Referandumu'nun üzerinden üç yıl geçmiş olacak. Bu süre zarfında;

12 Mart 2019

31 Mart’ta Büyükşehir Başkanı Olmak Yeterli Mi?

Son zamanlarda tartışılan İstanbul ve Ankara’da 25 yıl sonra belediye yönetiminin değişmesi durumunda büyükşehir başkanı olmak yeterli mi, bakalım…

Öncelikle Büyükşehir başkanı gündemi belirleme, yönetim kadrolarını atama, kent konseyini aktif olarak çalıştırma, departmanları oluşturma, bütçe yapma (Büyükşehir Belediye Meclisi’nin bütçe üzerinde değişiklik yapma yetkisi yok) vb. yetkileri olsa da büyükşehir meclisinin çoğunluğunun onayı olmadan bu yetkilerin bir kısmını kullanamayarak sınırlandırılmış bir güce sahip olacaktır.

İstanbul özelinde…

27 Ağustos 2018

Demokrasiler işte böyle ölür

Askeri darbeler ve sair güç kullanarak iktidarlar eskisi kadar çok değişmiyor. Demokrasiler ölmeye devam ediyor fakat bu seçilmiş hükümetler eliyle oluyor.

Soğuk savaştan sonra bunun birçok örneği var: Venezuela, Gürcistan, Macaristan, Nikaragua, Peru, Filipinler, Polonya, Rusya, Sri Lanka, Türkiye ve Ukrayna.

Bugün demokrasilerde geriye gidiş oy sandığında başlıyor. Klasik bir darbede, örneğin Pinoche Şili’sinde, demokrasinin ölümü ani ve ayan beyan oluyor. Cumhurbaşkanı öldürülüyor, hapsediliyor veya sürgüne gönderiliyor. Anayasa askıya alınıyor.

Seçimli yolda anayasal kurumlar ve demokratik kurumlar kalıyor. Yurttaşlar oy veriyor. Seçilmişler demokrasinin içini yavaş yavaş boşaltıyor.

Hükümetlerin demokrasiyi ihmal etme çabaları kanunlara uyduruluyor veya mahkemelerce kabul ediliyor.

Gazeteler yayınlanmaya devam ediyor fakat ya yandaş oluyor ya da sansüre tabi oluyor. Yurttaşlar hükümeti eleştirebiliyor ama vergi veya kanuni problemler yaşayabiliyor. Halk ne olduğunu algılayamıyor. Bir çoğu demokratik yaşamın devam ettiğini sanıyor.

Çünkü rejimin çizgiyi tam olarak geçtiği -darbe, anayasanın askıya alınması gibi- tek bir olay yok. Rejimin baskısından şikayet edenler göz ardı ediliyor, bir çokları demokrasinin aşındığını gözleriyle göremiyor.

13 Ağustos 2018

Üç Farklı Dönem: Refah, Yüksek Tansiyon ve İmparatorluk

2002-2018 arası AKP hükümetlerini üç dönemde incelemek oldukça uygun olabilir. Bu dönemlendirmeye göre 2002-2008 arası refah dönemi, 2008-2014 arası yüksek tansiyon dönemi; 2017 yılındaki rejimi değiştiren Anayasa referandumu ve 24 Haziran seçimleri ile birlikte I. Erdoğan dönemine resmen geçildi. Bu tarz yakın tarih okumaları özellikle subjektif olması yönüyle eleştirilebilir. Ancak bu yazıdaki konumuz; bu dönemlendirmeleri yapmanın ötesinde dönemler arası geçişlerin nedenlerinin derinlemesine incelenmemesi ile beraber dönüşümün yoktan var olduğu yaklaşımını yanlışlamak olacaktır.

Ne oldu da yüksek ekonomik büyüme, düşük kur, düşük enflasyon, AB'ye üyelik ideali ile refah ortamı sunan AKP, tüm gücünü kendi ideallerini yansıtacak sistemi inşaa etmeye adadı. Akabinde de bu hedefine öyle veya böyle ulaştı.

Bu yazıda, doğal olarak, tartışmaya nihai bir nokta koyma iddiası yok.

28 Haziran 2018

Tek Kelime: "Amsterdam..."

Amsterdam... #Iamsterdam

834.713 nüfusa sahip, nüfusunun %80.8'i kadar seçmeni olan, yaklaşık 881.000 adet bisikletin olduğu, günde bisiklete binenlerin oranı %58 olan, 44 müzesi, 40 parkı, 16-17-18. yüzyıllardan kalma 8.863 binası olan, 15 sineması, 55 tiyatro ve konser salonu ile çoklu-kültürlü yapısıyla şimdiye kadar Dünya'da gördüğüm en özgür şehir...

Geçtiğimiz sene Ekim ayında 7 yıldır Amsterdam Belediye başkanlığı görevini sürdüren Eberhard van der Laan (İşçi Partisi), akciğer kanserine yenik düşerek 62 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Hollanda'da yerel seçimler bizdekinden biraz farklı olduğu için biraz bahsetmek istiyorum. Mesela seçmenler belediye başkanı seçmiyor, belediye meclis üyelerini çıkaracak siyasi partilere oy veriyor. Belediye meclisi oluştuktan sonra belediye başkanını meclis seçiyor. Bizde ise bildiğiniz gibi yerel seçimlerde "büyükşehir belediye başkanı, belediye başkanı, belediye meclis üyeliği ve muhtarlık" olmak üzere çoğunluğun (salt şart değil) oyu ile seçiliyor.

16 Haziran 2018

Yarışın Son Düzlüğüne Girildi

Beklenmedik bir dip dalga ile karşılaşılmadığı takdirde 24 Haziran’da HDP’nin baraj altında kalması durumunda şu anki iktidar Meclis’te çoğunluğu kazanacak. İster seçim barajı adaletsizliği deyin ister temsilde adaletsizlik, ittifak yasası gerçekten demokrasi adına bir utanç vesilesi oluyor.

Aslında 1 Kasım seçimlerinden bu yana eriyen iktidar bloğunun zayıfladığı görülüyor. Anketlerde MHP’nin yüzde 7 gibi bir oy alması beklense de bana bu oran biraz şişirilmiş gibi geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ilk defa “kapsayıcı” ve “lider” özelliklerini taşıyan bir adayla yarışıyor: Muharrem İnce. Öte yandan Erdoğan’ın AK Parti mahalle başkanları toplantısında, sosyal medyaya düşmeyeceği düşüncesiyle yaptığı -bizzat kendisinin de “dışarıda bunları konuşmam” diyerek altını çizdiği- sandıklarda hakimiyet kurulması ile ilgili ve HDP’nin baraj altı kalması gerektiği direktifi verdiği konuşması şaşırtıcı değil. Ne de olsa kayıtta görüldüğü gibi seçimin sonucunun bu hamlelere bağlanması “işlerin başlamadan biteceğini” ve “çantada keklik olmadığını” belirtmesi açısından önemli.

10 Haziran 2018

Top benim, Oynatmıyorum!

Bu fotoğraf Bavyera'da düzenlenen 2015 yılındaki G7 Zirvesi'nden... Angela Merkel'in hemen arkasında Alman Alpleri görünüyor. O zamanki ABD Başkanı Barack Obama ise sırtı kameraya dönük olan. Obama'nın otururken Merkel'in ayakta oluşu ile ilgili çok sayıda senaryo yazılmıştı... Tam bu anlamlı fotoğrafa bakarken dün, Kanada'da düzenlenen 2018 G7 Zirvesi'nde çekilen, yine bu kareye benzer bir fotoğraf Almanya hükümeti sözcüsü Steffen Seibert tarafından kendi Twitter hesabından yayınlandı (Merkel'in 2005'den beri Almanya'da iktidar olduğunu hatırlatalım). Akabinde fotoğrafa da anlam yüklemek için herkes sıraya girdi. İşte o fotoğraf...

07 Haziran 2018

Feminist Kabine

İspanya'da uzun süredir devam eden ve Başbakan Rajoy hükümeti ile ilişkilendirilen yolsuzluk davası sonuçlandı. 2011'den beri iktidarda olan ve son seçim sonuçları sonrası -merkez sağ bir parti olan Halk Partisi'nin lideri- azınlık hükümeti kurabilmiş olan Rajoy'un hükümeti Cortese Generales'de (İspanya meclisi) yapılan güvenoyu yoklaması sonucu düşürüldü.

15 Mayıs 2018

24 Haziran'da Sistemin Kilitlenmesi Mümkün Mü?

Son zamanlarda tartışılan TBMM çoğunluğunun Cumhurbaşkanı seçilen adayın üye olduğu siyasi partiden (kendisini destekleyen ittifaktan) farklı olması durumunda sistem gerçekten kilitlenir mi, bakalım...

18 Nisan 2018

Erken Seçim Kararı Doğaçlama Mı Yoksa Planın Bir Parçası Mı?

Dün gündeme bomba gibi düşen "erken seçim" açıklaması herkes için sürpriz oldu. Ama gerçekten sürpriz bir karar mıydı yoksa planlı mıydı? Size teorimi anlatıyorum...

17 Nisan 2018

Siyasetin Değişmeyen Yöntemi: "Eskiyi Kötüle, Yeniyi Yücelt"

Sizlere bugünkü yazımda 1950 yılında TBMM'de geçen bir olayı aktaracağım.

Tutanaklara geçen aşağıdaki cümleler ve çok partili ikinci seçimler olan 1950 genel seçimlerinde yüzde 55 oy oranıyla meclisin yüzde 85'ini elde eden Demokrat Parti'nin ilk başbakanı Adnan Menderes ile yüzde 39,6 oy oranıyla meclisin yüzde 14,2'sini oluşturan Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1947-1949 arası Başbakan yardımcılığı da yapmış olan Trabzon Milletvekili Faik Ahmed Barutçu arasında gerçekleşmiştir.

31 Ekim 2017

AB Vize Serbestisi Neden Askıda?

Avrupa Birliği Komisyonu'nun 13 Haziran 2017'de açıkladığı son raporunda Türk Vatandaşlarına vizelerin kaldırılmasına ilişkin üzerine anlaşılan 72 maddeden 65'inin yerine getirildiği 7 tanesinin ise yerine getirilmediği belirtmişti. Bu maddeleri çoğumuz bilmiyoruz ya da yanlış veya eksik biliyoruz.

18 Ekim 2017

Küresel Ekonominin Geleceğine Çin'deki Seçimlerin Etkisi...

Çin Komünist Partisi'nin 19. Ulusal Kongresi bugün Xi Jinping'in 3,5 saatlik konuşmasıyla başladı. Mao'nun günler süren konuşması düşünüldüğünde kısa bir konuşma olduğu bile düşünülebilir.

Her beş yılda bir gerçekleşen kongreyi, önemli bir siyasi geçiş süreci izleyecek. Görüşmelerin bir hafta kadar sürmesi ve üst yönetimi oluşturan kadronun birkaç üyesinin emekli olmasının yanı sıra yönetim kadrosundaki değişim, Xi Jinping'in iktidarını güçlendirecek ve destekçilerini ulusal ofise yükselteceğe benziyor.

15 Eylül 2017

İsveç'te Bir Bilişim Skandalı Hikayesi...

Geçtiğimiz Temmuz ayında İsveç'te benzerine az rastlanır bir hata gerçekleşerek ülkedeki bütün vatandaşların ulaşım bilgileri sızmıştı. Peki bu olay nasıl olmuştu? En başa dönelim...

İsveç Ulaşım Ajansı, 2015 yılında IBM ile ağ ve sunucularına bakım yapması için anlaşma yapmıştı. Akabinde İsveç Ulaşım Ajansı noktasına virgülüne kadar bütün ulaşım bilgilerini IBM'nin bulutuna yüklediğini sanıyordu. Ancak öyle olmadığının farkına varıldığında artık çok geçti. IBM'in bulutu yerine bilgiler başkalarının bilgisayarlarına şifresiz bir şekilde göndermişti.

Bu bilgilerden bazıları;

  • ülkedeki tüm araçların bilgileri (sayıları, kondisyonları, vs.),
  • tanık koruma programında olanların tüm bilgileri,
  • araç sürücülerinin lisans bilgileri (yani kimlik bilgileri) de paylaşıldı.
  • karayollarının ve köprülerin taşıma kapasiteleri,
  • hava kuvvetlerindeki savaş pilotların isimleri, fotoğrafları, ev adresleri,
  • polis memurların isimleri, fotoğrafları, ev adresleri,
  • özel kuvvetlerde görevli askerlerin tüm bilgileri,

İsveç Gizli Servisi 2016 yılında bu sızmayı keşfetti ve soruşturma başlattı. Gözler o dönem İUA'nın direktörünü aradı. Kendisi Ocak 2017'de emekliye ayrılmıştı. Hukukun olmadığı ülkelerde kolaylıkla hiçbir ceza almadan şakayla karışık esprilerle paçayı kurtarabilirdi. Maria Ågren ise, dönemin İUA direktörü, soruşturmaya dahil edildi ve mahkeme sonucunda "gizli bilgilere yeterince dikkat etmeme" suçundan suçlu bulunarak aylık maaşının yarısı tutarında para cezasıyla cezalandırıldı. Yeni İsveç Ulaşım Ajansı direktörü: "bilgilerin güvenliğinin sonbahardan önce sağlanamayacağını" söylemişti.

Akabinde kamuoyunda yükselen tepkiler neticesinde hükümetten İçişleri Bakanı Anders Ygeman ve Altyapı Bakanı Anna Johansson istifa ettiler.

--

Ama bu istifalar parlamentodaki (Riksdag) aşırı sağ parti İsveçli Demokratları tatmin etmedi. Hükümeti düşürmek için güven oylaması talep ettiler. Bugün yapılan güven oylamasında hükümeti düşürmeye yetecek kadar oy çıkmadı. 349 milletvekilinden sadece 43 tanesi güvenoyunun aleyhinde oy kullandı. Böylece son 37 yılda yapılan 8. güven oylamasında da hükümeti düşürecek çoğunluk sağlanamadı.

Sonuç olarak Sosyal Demokratlar ile Yeşiller koalisyonu "azınlık" iktidarı (138/349) göreve devam ediyor...

13 Eylül 2017

Avam Kamarası'nda benzer notalı bir resital...

Dünyanın neresine giderseniz gidin üç aşağı beş yukarı siyasetin benzer şekilde cereyan ettiğini görürsünüz. Demokrasinin geliştiği ülkeler ile demokrasinin olmadığı veya aksak olduğu ülkelerde iktidar ve muhalefetin tartıştığı konu başlıklarının benzer olması gibi.

Yaklaşık üç saat önce başlayıp bir saat süren Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May'in soru önergelerini cevaplaması son derece sıcak bir atmosferde geçti. Özellikle son açıklanan işsizlik ve istihdam rakamları dikkate alındığında May'in elinin güçlü olduğu kolaylıkla söylenebilirdi. Bir açıdan sadece lider bazında değil 1997-2010 dönemi İşçi Partisi iktidarının, 2008 krizinin bir sonucu olarak, iktidarı Muhafazakar Parti'ye devretmesi sonucunda halk tarafından müthiş kredisi olan bir partinin lideri olabilirdi. Nitekim bu krediyi David Cameron fazlasıyla tüketmişti. Brexit sonrası yapılan, halk nezdinde bir güvenoyu niteliği de taşıyan ve May'in isteğiyle erken seçim kararı alınarak yapılan Haziran 2017 seçimlerinde ise tek başına iktidarı kaybeden May inatçı yapısını koruyarak bir şekilde iktidarı elinde tutmayı başarmıştı.

Bugüne gelelim. Avam Kamarası'nda gerçekleşen oturumda, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn tarafından sorulan sorulara cevap verirken bulduk May'i. Eleştiride birbirlerine kullandıkları dilin olabildiğince seviyeli olmasının dışında konu başlıklarının ve göstergelerin siyaseten benzerliği dikkatimi çekti. Aslında Corbyn'in eleştirilerine baktığımızda Birleşik Krallık'ta yolunda gitmeyen şeylerin neler olduğuna dair bir fikir edinme imkanı da bulmuş oluyoruz. Sorulan sorular ve verilen cevaplarla ise ideolojik olarak konulara bakışlarını partilerin öğrenme fırsatı yakalıyoruz.

Corbyn'in eleştirilerinde kullandığı argümanlar ekonomi merkezli diyebiliriz. Ülkenin ekonomik yavaşlamanın ortasında olduğunu destekleyecek birtakım göstergelere atıfta bulunmasının yanısıra (büyüme yavaşlaması, üretimin kötüleşmesi, reel ücretlerin düşmesi, tüketici borçlarının %10 artması, hemşire olmak isteyen sayısındaki düşüş vb.) yoksulluk seviyesinin altında yaşayan 5 milyon çocuk olduğu söylemesi son derece çarpıcıydı. İş güvencesizliğinin artmasını ve yoksulluğa bolca değindi denebilir. Ek olarak BK'de üniversiteler paralı olduğu için öğrenci kredisi kullanan öğrenciler mezun olduklarında ortalama £57.000 borçlu oluyorlarmış ve bu göstergede Dünya'da ilk sırada olduğunu söyledikten sonra May'e bu borçlarla ilgili ve üniversite ücretleri ilgili ne yapacağını sorduğunda aldığı cevap: "Sen söz vermiştin, tutamadın sözünü" oldu.

May ise İşçi Partisini ülkeyi yüksek borçluluk ve yüksek vergilerle karşı karşıya bırakan, iş olanakları yaratamamakla suçladı. Arada bolca yatırımların artmasından, vergi kesintilerinden ve istihdamın artmasından söz ederken arada İskoç milletvekillerinden gelen 2007'den beri reel ücretlerin -%2.6 düştüğünü ve neden artmadığı sorusuna ise İskoç hükümetine sorun onlar bağımsız olmak istiyordu diyerek tersleyip akabinde İskoçya, Birleşik Krallık ile daha iyi durumda demesi klasik sorudan kaçan bir siyasetçi örneğiydi.

İki tane gerçeklik var elimizde:

  1. İstihdam artışı, her zaman refahı da artırmaz.
  2. Geniş halk kesimlerini kapsayan vergi affı (kesintisi) her zaman ekonominin iyi olduğuna dair bir sinyal değildir.
Bugün açıklanan son verilerle işsizlik oranının %4.3'e düşerek 1975'ten beridir en düşük seviyesine ulaşması kuşkusuz önemli bir gelişmedir, bununla beraber reel ücretlerde bir artış da gördüğümüz takdirde. Çünkü insanların daha iyi şartlarda yaşaması için alım güçlerinin düşmemesi refah için öncelikli bir beklentidir. İşsizlik oranının yüksek olmasındansa yeğlenebilir bir durum olmakla beraber gelişmiş ülkelerin bu tip durumlarda bir yenilik yaparak bu zirve noktasını aşması beklenir. Önceki zamanlarda olduğu gibi bir yol bulunur.

Bir hükümet kaşına gözüne bakarak vergi affı yapmaz. Ya toplayamıyordur ve bunu bir politik kazanca dönüştürme amacı taşır ya da ekonomi iyi gitmiyordur ve vergi mükelleflerine geçici bir nefes alma fırsatı verir.

--

Büyük Britanya'dan aktaracaklarım şimdilik bu kadar... Kendinize iyi bakın.