Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Kasım 2019

Bir Sosyal Statü Olarak “Otomobil Sahibi Olmak” Sürdürülebilir Mi?

Hollanda, İstanbul’daki trafik sorununu çözmek için işbirliği teklif eden ülkelerden biri. Daha önce Hollanda'ya gidenleriniz Hollanda'nın ulaşımda ne kadar gelişmiş olduğunu biliyorlardır. Gelişmişlikten kastım otomobiller için daha çok yol, daha çok otopark yeri, daha geniş çok şeritli yollar, battı çıktılar vs. kesinlikle değil; aksine ulaşımın motorlu araçlar yerine ‘raylı sistemler, yaya ve bisiklet’ merkezli tasarlanmasından bahsediyorum.

Ulaşımda toplu ulaşım kullanımının payının artması emisyon miktarını azaltmada kontrol avantajının kamunun eline geçmesini sağlayacaktır. Bunun için olmazsa olmaz ise altyapı olarak karşımıza çıkıyor. Karbon-nötr bir kent olmayı hedeflemek iklim krizi ile yüzleşen günümüz İstanbul’u için bir tercih olmaktan ziyade gelecek nesillere yaşanılabilir bir şehir bırakmak için bir zorunluluğa yerini bıraktı.

23 Aralık 2018

Ortaya Karışık...

Kafama estiğinde bazı geceler elimdeki müziklerden defterimin bir sayfasını geçmeyecek kadar sayıda -genelde 15- şarkı seçerek liste oluşturuyorum. O esnada lise yıllarımdan, üniversite yıllarımdan dinlediğim şarkılarla karşılaşıp "evet, böyle bir şarkı vardı" diyerek kendi kendime güzel dakikalar yaşıyorum. Liste aşağıda:

  • Imagine Dragons - "It Comes Back To You", "Demons", "Radioactive"
  • Mickael Miro - "Le Temps des Sourires"
  • Paolo Nutini - "Candy"
  • Redd - "Nefes Bile Almadan"
  • Sezen Aksu - "Farkındayım"
  • Sunrise Avenue - "Fairytale Gone Bad"
  • Les Misérables (Soundtrack) - "Do You Hear The People Sing?"
  • Christina Perri - "Jar of Hearts"
  • Coldplay - "Ink"
  • Damien Rice - "I Don't Want To Change You"
  • The Fray - "Heartless"
  • Indila - "Ego"
  • Madonna - "Frozen"

Yine öyle akşamların birinde listede sevdiğim bir arkadaşımın favori şarkılarından Christina Perri'den 'Jar of Hearts' ile karşılaşıp, sonrasında hangi plak şirketi ile çalıştığını merak edip araştırınca karşıma Atlantic Records çıktı. İlk başta çok tanıdık geldi. Google'da aratınca "1947'de Ahmet Ertegün tarafından kurulan..." şeklindeki cümleyi görünce jeton düştü. 2006 yılındaki acı kaybının medyada haber olduğunu ve o yıllarda ABD'de plak şirketi kuracak kadar cesur bir insanının artık aramızda olmasa da katkısı sayesinde Türkiye'de ve kim bilir Dünya'nın daha başka nerelerinde ruhuna hitap eden müzikleri üretmişti. Anılar da anılara bağlıdır ya çağrışım yaptı istemeden...

21 Ağustos 2018

Arabalara Kimin İhtiyacı Var?

Bu sefer yazımın başlığını bizzat sizinle bu yazımda paylaşacağım raporun adından alıyor.

Rapor, İstanbul'daki trafik sorununu çözmek için işbirliği teklif ediyor. Daha önce Hollanda'ya gidenleriniz Hollanda'nın ulaşımda ne kadar ileri bir noktada olduğunu bilirler. Burada "ulaşımda ileri" olmadan kastım otomobiller için daha çok yol, daha çok otopark yeri, daha geniş çok şeritli yollar, battı çıktılar vs. kesinlikle değil; aksine ulaşımın motorlu araçlar yerine "bisikletli ve yaya" merkezli tasarlanmasından bahsediyorum. Bunlar için de bölgesel olması -dış etkenler ile sürekli aşındırılabileceğinden- yeterli olmayacaktır.

Hele ki İstanbul gibi 15 milyon -Hollanda'nın nüfusu kadar- insanın yaşadığı bir şehirde...

Amsterdam gibi 850 bin nüfuslu bir şehirde en az bir o kadar da bisikletin olmasını sağlamak büyük bir mücadelenin sonucudur. Bu gibi başarılı bir dönüşüm hikayesini ve o serüven boyunca başlarından geçen olayları veya tecrübeleri aktaramadıktan sonra tam anlamıyla huzur bulamayacaklarını düşünüyorum. Yani know-how paylaşımı ve ortak projeler ile bu 'akımı' yaymak...

Bu noktada İstanbul'u insanlar için olmak yerine otomobiller için tasarlanmış bir şehir olarak görmek yanlış olmaz. Üstelik rapora göre, ulaşımı motorlu taşıtlar ile sağlayanlar (%50.72) ile yaya olarak sağlayanlar (%49.28) neredeyse birbirine eşit oranda. Avrupa'nın en büyük şehrinin böylesi bir hayat sunması çok yazık.

27 Temmuz 2018

İstanbul Bir Bisiklet Şehri Neden Olamıyor?

İstediğiniz sonucu alabilmek için kullanıcı dostu olma günümüzde öncelik olmaya başladı. Kullanım kolaylığı bir yana, amacına yönelik kullanımı sunabilmesi de aynı derecede önemlidir. Söz konusu bisikletse Amsterdam, Viyana, Strasbourg, Londra, Paris, Brüksel, Danimarka, Toronto vs. gibi Dünya'da birçok başarılı uygulamaya sahip kent var. Eğer gerçek niyetiniz bisikleti yaygınlaştırmaksa bu örneklerden feyz almak ve hatta proje aşamasında danışmanlık hizmeti almak da mümkün.

O yüzden olay "neyi, ne kadar istiyoruz" kısmında düğümleniyor.

Şans eseri adı "Bike Share Toronto" olan Kanada'nın Toronto kentindeki bisiklet kiralama sistemi ile ilgili bir video izledikten sonra merak edip Strasbourg'da yaşarken fazla haşır neşir olamadığım bisiklet kiralama sistemi "Vélhop" ile ilgili bir araştırma yaptıktan sonra "İsbike" nasıl diye baktım. Sonrası ise bol düşünselli bir yazı oldu...

İstanbul'da bisikletin neden ulaşım aracı olarak bir türlü trend olamadığı ile ilgili birçok fikre eminim sahipsinizdir. Kentin fiziki imkansızlıklarından tutun da, insanların bisiklet dostu olmamasından, bisiklet kültürünün olmadığından -daha önemlisi olamayacağından- bahsederek birçok kapıyı daha denemeden kapatacak olsanız da bu yazıyı yazmaya karar verdim.

24 Ekim 2017

Öğrenci Değişim Programlarında Yeni Bir Uygulama: "Sınırötesi Mobilitesi"

Bugün sizlere C40 toplantısını, metropollerin belediye başkanlarının karbon salınımı azaltmak için şehirlerdeki toplu taşıma ve bisiklet kullanımı artırma ile ilgili hedeflerini ve projelerini yazacaktım. Ancak Youtube'da Université de Strasbourg'da öğreneciler için yapılan bir proje sunumuna denk geldim ve proje gerçekten çok hoşuma gidince sizlere biraz bu proje hakkında yazmak istedim.

Strasbourg Üniversitesi, Karlsruher Teknoloji Enstitüsü, Albert-Ludwigs Freiburg Üniversitesi, Yukarı-Alsaz Üniversitesi ve Basel Üniversitesi ortaklaşa bir proje geliştirmişler. Projenin adı "Sınırötesi Mobilitesi" (mobilité transfrontalière). Amaç üniversite öğrencilerinin -lisans, master, doktora- trenle (maksimum uzaklık 1.5 saat olmak üzere) sabah başka bir üniversiteye gidip öğleye kadar seçtikleri derse girdikten sonra şehrin parklarında, müzelerinde, kafelerinde, tiyatrolarında, çarşılarında kendilerine kültürel açıdan zenginlik katabilecekleri zamanlar geçirmelerini sağlamak. Böylece Fransız-Alman kültürel gelişimini artırmak ve kaynaşmasını sağlamanın mümkün olabileceğini hayal etmişler. Bir ön şart veya ödemeniz gereken bir ücret de bulunmuyor, istekli olmak ve felsefesini benimsemek yeterli.